Filed Under ( vergi) by nationaleconomiy on March-10-2008
|
Milli Ekonomi Modeli’nde vergi konusu da çok farklı olarak ele alınmaktadır. Kapitalist anlayışta devletin tek gelir kaynağı vergilerdir. Oysa modelimizde devletin gelir kaynakları 3′e ayrılır.
Birincisi, vergi gelirleridir.
İkincisi, devletin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını devlet-millet ortaklığı ile işletmesiyle elde ettiği gelirlerdir. Tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum; Türkiye’mizin henüz işlenmemiş yeraltı kaynaklarının değeri, yaklaşık 3 katrilyon dolardır. |
| Ülkemizin yıllık harcamalarının ortalama bir hesapla 50 milyar dolar olduğu düşünülürse, yalnızca yer altı kaynaklarımızın değerlendirilmesi ile elde edilecek olan para, Türkiye’yi kıyamete kadar bakar. Ama bugün tamamen dışarıdan destekli ve yanlış politikaların hayata geçirilmesi ile ülkemiz, el açıp Batı’dan para dilenen bir noktaya taşınmıştır.
Unutulmamalıdır ki, içinde bulunduğumuz bu “hazine üstünde oturan dilenci” konumunda şimdiye kadar oylarımızla iktidara taşıdığımız tüm hükümetlerin vebali vardır.
Devletin üçüncü gelir kaynağı ise, büyüyen ekonomilerde devletin elde edecek olduğu senyoraj gelirleridir.
Tezimizde, “devletin alan el değil, veren el olması” gerektiğinin altı çizilmiştir. Bugün Kapitalist ekonomilerde devlet, halkından topladığı vergilerin az bir kısmını halkına hizmet olarak geri sunarken; kalan paraların tamamı faizle beraber belli sermaye gruplarına aktarılmaktadır. Milli Ekonomi Modeli’nde ise devlet, halktan topladığı vergilerin tamamını hatta daha fazlasını halkına hizmet olarak aktarmaktadır.
Bizim vergi anlayışımız, alışılmıştan farklı olarak “ekonomiyi büyüten vergi” anlayışının hayata geçirilmesidir.
Peki ekonomiyi büyüten bir vergi olabilir mi?
Bilindiği gibi Liberal anlayış, devletin küçülmesini ilke edinmiştir. Yapılmak istenen, devleti ve kamu harcamalarını küçülterek halka daha az hizmet götüren bir devlet anlayışıdır. Buna mukabil, toplanan vergilerin ise arttırılmasından bahsedilmektedir.
Bu sistemlerin hayata geçirildiği ülkelerde maliyetli borç para ile borç batağına sokulan devletlerin vergi gelirleri, belli başlı global sermaye gruplarına trilyon dolarlar düzeyinde aktarılmaktadır.
Dikkat edilirse Liberal anlayışlar, ülkemizde de örneğini gördüğümüz gibi, hükümetlerin önüne borçların ödenmesini temin edecek değil, bu “borçların sürdürülmesi” adı altında “borçlanmayı devamlı kılacak” projeler tavsiye etmektedirler. Yapılan çalışmaların tamamı ülkeye para satanların parasını korumak içindir. Toplumun çıkarlarını düşünen ise maalesef yoktur.
Milli Ekonomi Modeli’nde her şeyden önce “maliyetsiz para modeli” hayata geçirileceği için bütçe giderlerinde faiz ödemeleri gibi bir kalem olmayacaktır. Bu sayede toplanan vergilerin tamamı ve hatta daha fazlası halka hizmet olarak geri dönecektir. Modelimiz, vergi gelirlerinden fazlası bir harcamayı yapmak için devlete, diğer gelir kalemleri olan senyoraj gelirlerini ve yer altı kaynaklarının işletilmesi ile elde edilecek ticari işletme gelirlerini kullanma imkanı getirmektedir.
Bilindiği gibi Kapitalist sistemde vergi, bir taraftan tüketimi daraltırken, diğer taraftan da üretimi kısmakta ve üretim maliyetlerini yukarı çekmektedir.
Öncelikle vergi oranlarının tüketimi nasıl etkilediğine ve kimlerden vergi alınması gerektiğine göz atalım:
Örnek olarak, 1000 birim vergi aldığımızı varsayalım. Eğer bu miktarı, dar gelirli kesimden alıyorsak, tüketime yansıması 1000 birim daralma şeklinde olacaktır. Ama bu vergiyi, çok yüksek gelir grubundan alıyorsak, tüketime yansıması nerede ise “sıfır” yansıma olarak ortaya çıkacaktır.
Yani bireylerin gelir düzeyi arttıkça elde ettikleri gelirin tüketime yansıma oranı azalacaktır. Bu nedenle tezimize göre belli gelir düzeyinin altında olanlardan vergi almak ekonomiye yalnızca zarar getirir.
Öyleyse yapılması gereken, geliri belli bir miktarın altındaki kesimden vergi almamaktır. Miktarı ülkeden ülkeye ve dönemden döneme değişmekle beraber biz bugünün şartlarında geliri 100 milyarın altındaki kesimden vergi alınmaması gerektiğini söylüyoruz.
Bu kesimden vergi almamak, devletin topladığı vergi miktarını azaltmayacak, tam tersine arttıracaktır. Ayrıca Sosyal Devlet projeleri ile de desteklenen dar gelirli kesim, bu desteklerle tüketimin arttırarak üretimin de artmasına neden olacaktır. Böylece vergi, adeta ekonomiyi ayağa kaldıran bir kaldıraç mesabesine taşınacaktır.
Neticede dar gelirli kesimden vergi alınmaması, büyüyen ekonomilerde daha fazla vergi geliri elde etmenin de önünü açacaktır.
Ayrıca dar gelirliden vergi alamamak, gelir dağılımında meydana gelecek dengesizliği de önleyecektir.
Söylediklerimize bir örnekleme yaparsak; yıllık geliri 20 milyar olan bir bireyden alınacak vergi miktarı 8 milyar kabul edilirse, bu 8 milyarı almadığımız taktirde 8 milyar para tüketim olarak piyasaya girecek ve elden ele dolaşacaktır.
Bu dolaşımın Türkiye’miz şartlarında yılda 15 kez el değiştirerek gerçekleştiğini düşünebiliriz. Dolayısıyla bu meblağda bir paranın vergi olarak alınmadığı bir piyasada ortaya çıkacak tüketim miktarı 120 milyar olacaktır. Tüketimin artmasına mukabil üretimde de bir artış yaşanacak ve bu yeni üretim artışından alınacak vergi miktarı bizim başta almamız gereken 8 milyarın en az 4 katı fazla bir para olacaktır.
Bu vergiyi yüksek gelir grubundan almamış olsa idik, aynı neticeyi elde etmemiz mümkün olmazdı. Zira, ciddi bir kısmı tasarruf olarak alıkonacağı için tüketim artışı hemen hemen hiç olmayacaktı.
Gelir seviyesi ile vergi arasındaki etkiyi böylece izah ettikten sonra vergilerin yatırım harcamaları üzerindeki etkisine bakalım… Günümüzde özellikle küçük esnafın yapacağı küçük çaplı yatırımlar için ihtiyaç duyduğu sermaye, vergiler kanalı ile bu kesimin elinden alınmaktadır. Halbuki küçük esnaftan vergi olarak alınmayacak olan meblağ, bu kesimin yatırım harcamalarını hayata geçirirken ihtiyaç duyduğu sermaye oluşumunu sağlayacaktır.
Büyük kuruluşlar ve yatırımcılar için ihtiyaç duyulan sermaye, zaten Milli Ekonomi Modeli’nde devlet tarafından sıfır faizle karşılanacaktır. Proje mukabili verilecek bu krediden elbette ki küçük esnaf da ayrıca yararlanabilecektir.
Milli Ekonomi Modeli’ne göre dolaylı vergilerin de kaldırılması gerekmektedir. Aksi halde her kesimden aynı oranda vergi alınmakta ve bu da büyük bir Sosyal Adaletsizlik doğurmaktadır.
Bugün uygulanan yanlış vergi politikaları, hem gelir dağılımında dengesizliği arttırmakta, hem de devletin eline geçen gelir miktarını azaltmaktadır.
Alınan vergilerin enflasyona sebep olan bir yönü de vardır. Yüksek vergi oranları, üretim maliyetlerinin de artmasına sebep olur. Başta ülkemiz olmak üzere birçok ülkede ortaya çıkan enflasyon çeşidi “maliyet enflasyonu”dur.
Bu üretimdeki bu girdi kalemlerinde maliyetler aşağıya çekilmeden enflasyonun düşmesini beklemek hayaldir.
Milli Ekonomi Modeliyle getirilen, 100 milyarın altında gelir olan dar gelirliden alınmayan vergi, istihdamdan alınmayan vergi ve doğrudan vergi sistemi ile gelir dağılımı dengelenecektir.
Yine Milli Ekonomi Modeli’nde tüketimin arttırılması ile artan üretim, işsizliği de çözecektir.
Neticede devlet, eskiye oranla kat be kat büyüyen ekonomisinden daha fazla vergi alacaktır.
İşte bu nedenle Milli Ekonomi Modeli’nde Vergi, ekonomiyi büyüten bir anlayıştadır.
Kapitalist anlayışta, adaletsiz politikalarla halk alınan vergilerin altında ezilirken, oluşan talep daralmasının ve piyasalardan paranın çekilmesinin çözümü izah edilememektedir |
Gencturk…
|
Filed Under ( faiz) by nationaleconomiy on March-10-2008
 |
| Faizin ekonomilerde yaptığı tahribatları genel olarak incelersek; maliyetleri arttırması, paranın belli elerde stoklanmasının önünü açması, talebi daraltması, işçi ücretlerini aşağıya çekmesi ve nihayet verimliliği düşürmesidir.
1- Maliyetleri arttırması: Üretici veya pazarlamacı ister yatırım için, ister üretim veya pazarlama için elde ettiği paranın maliyetini ürettiği ürüne veya hizmete yansıtmak zorundadır. |
| Bu da MALİYET ENFLASYONUNA sebep olacaktır. Yani faiz oranları arttıkça fiyatlar da maliyetlerden dolayı artacaktır.
Milli Ekonomi Modeli’nde izah ettiğimiz faizin bu temel sakıncası, KAPİTALİST anlayışta tam tersi olarak değerlendirilmiştir. Buna göre, artan faiz oranlarının, tüketimi dolayısıyla fiyatları aşağı çekmesi gerekiyordu. Yapılan çalışmalar ise bir çok ülkede faiz oranları arttıkça fiyatların da arttığını göstermiştir.
GİBSON PARADOKSU olarak adlandırılan bu durumu izah ederken FİŞHER VE VİKSEL, enflasyon beklentilerinin veya fiyat artışlarının fiyatları yukarıya çektiğini iddia etmektedir.
Oysa fiyatlar genel düzeyi ile faiz oranlarının aynı anda artmasının sebebi Milli Ekonomi Modelinde ortaya koyduğumuz gibi son derece basittir:
Siz parayı maliyetli hale getirirseniz bunun, üretilen mamulün maliyetini, dolayısıyla fiyatını yukarıya çekmesi kaçınılmazdır.
Dikkat edilirse enflasyon, faiz oranlarını değil, tam tersine faiz oranları üretim maliyetlerini, yani enflasyonu yukarıya çekmektedir.
2- Faizin bir diğer ve belki de en önemli tahribatı, paranın belli ellerde stoklanmasına sebep olmasıdır.
Piyasada bulunması gereken para, faiz sayesinde sermaye gruplarının elinde toplanır. Bunun sonucunda piyasada herkesin ulaşabileceği bir şekilde bulunması gereken para, piyasadan çekilmekte; ekonominin ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretimi sağlayacak para, bu vazifesini ifa edememektedir.
Piyasalarda “talep daralması” olarak başlayan bu durum, resesyon ve nihayet deflasyon şeklinde devam etmektedir.
Paranın stoklanması ile ortaya çıkan durumu şu örneğimizle biraz daha açalım: Her yıl dünyaya düşen yağmur miktarı aynıdır. Bu yağmur, dünyanın her yerine orantılı bir şekilde değil de, birçok yerine hiç yağmazken, bazı yerlerine aşırı yağarsa; dünyanın bazı bölgeler çöl olurken, az bir yeri de sel alır.
Aynen bu şekilde ekonomilerin dengesi için piyasada herkesin rahatça ulaşabileceği şekilde bulunması gereken para, yalnızca bir grubun elinde stoklanırsa ekonomi çöl haline gelecektir.
3- Paranın stoklanması, onun nominal değerini hak etmediği şekilde yükseltir.
Bu yükselişin iki zararı vardır. Birincisi, para piyasada istenilen oranda bulunmadığı için parayı elinde tutanlar, borç verdikleri paradan yalnızca faiz geliri elde etmekle kalmazlar; bu yolla birçok siyasi ve politik taleplerini de elde etmektedirler. Bugün borç batağına düşen Türkiye gibi ülkelerin IMF ve global sermaye sahiplerinin her dediğine “evet” demek zorunda kaldığı yaşadığımız bir gerçektir.
Bu durumu bir de şu örnekle değerlendirelim: Çölde yolculuk yapan bir grup insanı ele alalım. Eğer grupta sadece bir kişinin elinde su bulunuyorsa, grubun diğer fertleri ne kadar güçlü, kuvvetli veya gayretli olursa olsun herkes elinde su bulunan insanın dediğini yapmak zorundadır. Aralarında bir yarış olsa idi; diğerleri ne kadar gayretli ve yetenekli olursa olsun kazanan yarışçı, elinde suyu bulunduran kişi olacaktır.
Bu örnekteki durum, dünya para piyasaları için de geçerlidir: Paranın stoklanması, hem onu asli görevinden uzaklaştırmakta, hem de reel ekonominin üzerinde bir baskı unsuru haline getirmektedir.
Reel ekonomi, tamamen sıcak paraya endeksleniyor; haliyle de nakiti elinde bulunduran irade tüm ekonominin kontrolünü eline geçirmiş oluyor.
Nitekim bugün dünya ekonomisi üzerinde söz sahibi olanlar, üretim tesisleri olanlar değil, kasasında nakiti olan global tefecilerdir. Kendi parasını dünyada konvertibl yapan ülke ise, diğer ülkeler üzerinde söz sahibidir.
4- Paranın stoklanmasının bir diğer zararı ise, sahip olacağı nominal değerinin üzerindeki izafi değerden kaynaklanmaktadır.
Para ile para kazanan bir kişi, örneğin 1000 YTL karşılığı yılda 250 YTL kazandığında elindeki para miktarı 1250 YTL’ye çıkacaktır. Paranın, “emeğin ve üretimin karşılığı olma” vasfı dikkate alındığında; para ile para kazanılması halinde bir üretim olmamakta, üretimde bir artış meydana gelmemekte, ama parayı elinde tutanların sahip olduğu para miktarı artmaktadır.
Piyasadaki toplam mal miktarının 100 kalem olduğunu düşünelim. Başta 1000 YTL’ ye sahip olan sermaye sahibi bu 100 birim maldan 10 tanesine sahip iken, sonuçta parası faiz yoluyla arttığı için sahip olabileceği mal miktarı artacak; diğer taraftan ise toplumun diğer kesiminin var olan “üretimden elde edeceği fayda” ise azalacaktır.
Eğer parayı satan kişi, bunu devlete satmışsa, devlet bu parayı karşılayabilmek için topladığı vergileri borç faizine aktararak hem sözkonusu tefeciye gelir transferi yapmış olacak, hem de topluma sunması lazım gelen hizmeti sunamayacaktır.
Bugün ülkemizde “faiz dışı fazla” adı altında toplanan vergilerin rantiyeye aktarıldığı, buna mukabil her geçen gün yatırım, sosyal ve cari harcamaların kısıldığı görülecektir.
Eğer para, bir şahsa satılmışsa; o zaman da şahsın geliri, aldığı borcun faiz oranı kadar parayı satana transfer edilecektir.
Faizin bu özelliği, Kapitalist anlayışta “paranın bir mal gibi görülmesi”nden kaynaklanmaktadır. “Nasıl ki ev sahibi, evini kiraya verdiği zaman bunun karşılığında belli bir kira alıyorsa; bunun gibi parasını kiraya veren kişi de belli bir kira almalıdır” deniliyor.
Oysa ki evin kiralanmasında kiracıya sunulan hizmet onun işlevinden kaynaklanmakta, kira olarak ödenen para da bu hizmetin karşılığı olmaktadır. Ama faiz olarak verilen para ise, paranın piyasada bulunmamasından dolayı üzerine yüklenen izafi değerdendir.
Eğer para herkesin ulaşabileceği bir şekilde piyasalarda yer alsa idi, kimse paraya faiz ödemek zorunda kalmayacaktır.
Özetleyecek olursak paranın stoklanması ile, “toplumun diğer kesiminden parayı elinde bulunduranlara bir gelir transferi” yapıldığı gibi, sermaye sahipleri hem ellerindeki para miktarının artmasından, hem de toplumun diğer kesimlerinin elindeki miktarın azalmasından dolayı, oransal olarak “var olan gelirden daha fazla pay almaya” başlayacaklardır.
Bugün her ekonomide yaşanan gelir dağılımındaki dengesizliğin sebebi de budur.
Şu anda Türkiye’nin iç borcu 250 katrilyon civarındadır. Acaba bu paraya sahip olanlar, bu miktarı üretim veya ticaretle mi kazanmışlardır? Elbette hayır. Hükümet DİBS senetleri basmaktadır; ancak bu para, üretime değil, direkt rantiyenin eline gitmektedir.
Basılan bu paranın karşılığı üretim olarak ortaya çıkmadığı için para, aslında karşılıksız bir paradır. Hükümet de zaten talep enflasyonundan çekindiği ve bu borcu ödeyecek gücü de olmadığı için; sürekli olarak faizle beraber bu parayı yeniden piyasadan çekmekte ve borç batağına daha da girmektedir.
Sonuçta hem vatandaşın gelirleri vergi kanalı ile bu kesime aktarılarak gelir dağılımında büyük bir uçurum oluşturulmakta, hem de devlet, borçlarını sürekli arttırmaktadır.
5- Faizin ekonomilerde yaptığı tahribatlardan biri de talep daralmasına sebep olmasıdır. Bunun sonucunda, ekonomilerde deflasyon süreci başlar.
Faizin talep daralmasına neden olması, birkaç şekilde olur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, zaman içinde toplumun önemli bir kesiminin tüketme kabiliyetini yitirmesine sürükler. Devlet ise, faiz ödemelerini karşılayabilmek için vergileri arttırarak vatandaşın cebindeki parayı da piyasadan çeker.
Öte yandan faiz ödemelerini karşılayabilmek için kamu harcamalarında da kısıntıya gidildiğinden dolayı piyasada ciddi bir talep daralması yaşanır.
Ayrıca, faizle beraber cebinde parası olan da parayı bankaya yatırdığı için piyasada dolaşan para miktarı iyice azalır; sonuç deflasyondur. Böylece aynı anda bir taraftan maliyet enflasyonu, diğer yandan deflasyon olduğunda stagflasyon sürecine girilir.
Üretim ile para kazanma mantığında “kazan kazandır” esası vardır. Çünkü siz üretim veya ticaretle para kazanırken, birçok insan için de iş imkânı oluşturursunuz.
Ama para ile para kazanma mantığında mantık, “kazan kaybettir” şeklindedir; bir taraf kazanırken diğer taraf zarar etmektedir.
Gencturk… |
|
Filed Under ( dış ticaret) by nationaleconomiy on March-10-2008
 |
| Milli Ekonomi Modeli’nin temel politikalarından biri de Dış Ticaret anlayışına getirdiği yeni düzenlemelerdir.
Bilindiği gibi dış ticarette devletler için asıl olan, “mal ve hizmetin satımı değil”dir. Asıl hedef, devletin “kendi mal ve hizmetine olan talepten yola çıkarak milli paralarının geçerli olduğu alanı büyütmek ve bu milli paralarını dış topraklarda konvertibl yapmak”tır |
|
Bu nedenle ülkeler, ihracat yaparken karşılığında kendi paralarını isterler. Oysa başta ülkemiz olmak üzere, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde ihracat yapılırken, kendi paraları yerine “hart körinsi” kabul edilmektedir. Bu durumun adına artık ticaret değil, yerli kaynakların başka ülkelere aktarılması denir.
Anlattıklarımız örneklersek; ABD’nin bizden buğday talep ettiğini kabul edelim. Eğer bunun karşılığında YTL istersek, ABD bu YTL’yi temin etmek için cari fiyatlarla bize mal satmak zorundadır.
Bu mal, mesela bilgisayar olsun. Bilgisayar karşılığında 1000 YTL alan ABD, bu 1000 YTL’yi bize vererek bir ton buğdayı alır. Sonuçta Türkiye bilgisayarını elde ederken, ABD de buğdayı alır.
ABD’nin buğday karşılığında bize 1000 dolar verdiğini kabul edelim. Biz de bu parayı Merkez Bankası’nın kasasında veya emisyon olarak piyasada tuttuğumuz varsayalım. O zaman ABD, kendisine “baskı masrafı dışında hiçbir maliyeti olmayan kağıt” ile buğdayımızı elde ederken; gelirimizi, kendisine transfer edecektir. Ülkemizde yaşanan durum budur.
ABD’nin yılda 600 milyar dolar açık vermesine rağmen, halen ayakta kalmasının sebebi ithalatını kendi parası ile yapmasıdır.
Bir ülke, ihraç ettiği mallarının karşılığında kendi milli parasını talep etmez, örneğin Dolar alırsa ve o Dolar emisyon olarak iç piyasada dolaşırsa; o taktirde verilen ürünün karşılığında gerçekte ABD’nin karşılıksız Doları alınmış demektir.
Ki, bunun adı da olsa olsa sömürgeciliktir.
Milli Ekonomi Modeli’nde dış ticaret, bir sömürü yöntemi olmaktan çıkarılacak, alış-veriş kurallarına göre yürütülecektir. İhracat, yerli paranın etki alanlarının oluşturulması için kullanılacaktır. Üretilen ürünlerin pazar bulduğu alanlar, aynı zamanda yerli paranın da kullanım alanı olacaktır.
Kapitalist anlayışın dış ticaret konusunda çeşitli modelleri vardır… Karşılaştırmalı ve mutlak üstünlükler kuralına göre; ülkeler, ucuza ürettikleri ve üstün oldukları malları üretip ihraç etmeli; üstün olmadıkları, yani pahalıya ürettikleri malları ise ithal etmelidirler.
Bu tavsiyeye uyan az gelişmiş ülkeler, zamanla küresel güçlere boyun eğerek onlara her alanda bağımlı hale gelmişlerdir.
Çünkü bir ülke, maliyeti ne olursa olsun gıda, savunma, eğitim, sağlık gibi temel alanlardaki ihtiyaçlarını kendisi üreterek karşılayamıyorsa; ayakta durması ve varlığını devam ettirmesi mümkün değildir. Zira ülke, artık “açık Pazar” haline gelerek, iktisadi ve siyasi bağımsızlığını kaybedecektir.
Çin’in enerji, hammadde, vergi gibi giderleri “dünya standartlarının altına çekmesi” ile; Çinli firmalar, bizden çok daha az maliyetle mal satmaktadırlar. Bu mantığa göre, bizim hiçbir şey üretmeyip her şeyi Çin’den almamız gerekmektedir.
ABD ve AB ülkeleri, çiftçisine yılda 100 milyar dolar üretim desteği verdiği için tarım ürünlerini bizden daha ucuza mal etmektedir. O zaman tarım ürünlerini de bu ülkelerden almalıyız. Bu durum, ülkeleri açık pazar yapmaktan başka bir işe yaramaz.
Mukayeseli Üstünlük Teorisi gereği “siz tarım ürünlerini üretin; sanayi ürünlerini biz size satalım” şeklindeki öneriye, Mustafa Kemal Atatürk, devlet üretme çiftlikleri kurarak ve bizzat traktöre binip poz vererek cevap vermiştir.
Ayrıca Kayseri’ye kurduğu uçak fabrikasından Belçika’ya uçak ihraç ederek Kapitalist anlayışın oyununu bozmuştu.
Liberal - Kapitalist anlayışın Faktör Donatım Teorisi ise “işgücü açısından zengin ülkeler emek yoğun malları üretsin; sermaye bakımından güçlü ülkeler ise sermaye yoğun ürünler üretsin” tezini işlemektedir.
Bu teze göre az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, sanayileşen ülkelerin “fasoncu”su konumuna düşmüşlerdir.
Hatırlanacağı gibi ülkemiz tekstil, ayakkabı, deri gibi sektörlerde ABD ve AB ülkelerine ihracat yaparken, Çin’de ve Doğu Avrupa’da emek fiyatları aşağıya çekilince bu sektörlerde çöküş yaşanmıştır.
Bu görüşlerin uygulanması ile her ay dış ticaret açığımız rekor kırmaktadır. Kurun düşük tutulması ile ithalat her alan da büyük boyutlara ulaşmıştır.
Milli Ekonomi Modelinde “yerli üretimin korunması” öncelikli hedef olarak kabul edildiği için, yerli üretime katkı yapılacak veya sahip olunmayan kaynakların ithalatının önü açılacaktır. İhracat teşvikleri ile yerli üretici desteklenirken, dış pazarların bulunmasını devlet sağlayacaktır.
Gencturk… |
|
Filed Under ( sonuç) by nationaleconomiy on March-10-2008
 |
| Milli Ekonomi Modeli bir “milli devletin olmazsa olmazı”dır. Ve küreselleşmenin tek panzehiridir. |
| Yıllarca “bize ait olmayan kültürlerin mahsulü” olan ekonomi politikalarının uygulanması, bizi içinde bulunduğumuz noktaya taşımıştır.
Kalkınamayan, kalkınmak için çırpındıkça global bataklıkta dibe vuran topluluklara müjdeler olsun!..
Milli Ekonomi Modeli ile Ulusal Sosyal Devlet projesini ortaya atan, zayıf devleti değil, her işte halkı ile eşit şartlarda el ele güçlü bir devleti, yani “baba devlet”i tanıtan ve takdim eden bu tez kurtuluşunuza kaynak olacaktır.
Şunu asla unutmayınız; bu model ekonomide bir alternatif model değildir.
Dünyada diğer iktisadi görüşlerin devri bitmiş, Milli Ekonomi Modelinin devri başlamıştır.
Aziz milletimize ve bütün insanlığa hayırlı olsun.
Gencturk… |
|
Filed Under ( sonuç) by nationaleconomiy on March-10-2008
|
26-27 KASIM 2005 tarihlerinde İstanbul’da yapılan Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ne iştirak edip Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli hakkında görüş beyan eden tüm katılımcılar aşağıdaki hususlarda tam bir mutabakat sağlamıştır: |
| 1- Son 150 yıldır dünyada hakim olan sosyalist, liberal ve kapitalist modeller, ne gelir dağılımındaki adaleti, ne sürekli büyümeyi ve ne de tam istihdamı sağlayamamıştır. Ekonomilerde yaşanan konjonktürel dalgalanmalar ve toplumu oluşturan bireylerin büyük bir çoğunluğunun açlık sınırının altında yaşıyor olması bunun en büyük delilidir. Bu sebeple liberal, kapitalist anlayışlar ve sosyalist uygulamalar geçerliliğini kaybetmiştir.
2- Prof. Dr. Haydar Baş tarafından kuramlandırılan Milli Ekonomi Modeli, ekonomilerin bugün içine düştüğü enflasyon, deflasyon, stagflasyon, aşırı borç yükü ve benzeri bütün ekonomik hastalıklara cevap bulmakta ve şu ana kadar hiç bir ekonomi modelinin çözemediği sürekli büyüme, gelir dağılımındaki adalet ve tam istihdamı sağlamaktadır.
3- Milli Ekonomi Modeli temelleri, mikro-makro analizleri ve politikaları ile ekonomiyi bir bütün olarak yorumlayan ve tekamül ettiren orijinal bir modeldir.
4- Milli Ekonomi Modeli, insana hizmeti hedef alan, insan esaslı bir model olduğu için sadece ekonomi tarihinde değil, insanlık tarihinde de bir dönüm noktasıdır.
5- Milli Ekonomi Modeli’nin, kullandığı metodoloji, sahip olduğu bakış açısı, devrim niteliğinde olup bilimsel düşüncenin tekamülünde yeni açılımlar ve büyük katkılar sağlamıştır.
6- Milli Ekonomi Modeli, “kaynakların sınırsız ihtiyaçların sınırlı” olduğu gerçeğini ispat ederek şu ana kadar ters-yüz edilmiş hakikatleri yerli yerine oturtmuştur.
7- Milli Ekonomi Modeli, serbest bırakılan piyasaların kendi kendine dengeye gelemeyeceğini ispat ederek serbest piyasa kavramı yerine tüketim yanlı bir denge analizi koymuştur. Bu manada sosyal devlet kavramı bilimsel temeller üzerine oturtulmuştur.
8- Milli Ekonomi Modeli’ndeki vergi modeli ve sosyal devlet anlayışı hem sürekli büyümenin, hem de gelir dağılımındaki adaletin elde edilmesi için kaçınılmaz uygulamalardır.
9- Milli Ekonomi Modeli’ndeki sosyal devlet projesi, ev hanımlarından emeklilere, yaşlısından yeni doğmuş bebeğe ve gençlerine, köylüsünden çiftçisine, işçisinden memuruna kadar bütün dar gelirli hane halkının gelir düzeyini yükseltecek; fakirliğe, açlığa, sefalete son verecektir. İnsanca yaşama imkanına kavuşturacaktır. Bu aynı zamanda yetersiz talep problemini de ortadan kaldırdığı için hem sürekli büyümenin zeminini oluşturmakta, hem de sadece dar gelirli kesimi değil toplumun bütün kesimlerini kucaklamaktadır.
10- Milli Ekonomi Modeli, paranın şu ana kadar tespit edilememiş iki önemli vasfını gün yüzüne çıkarmıştır. Paranın tahrik unsuru olarak ele alınması ve yine paranın elde edilen üretim ve hizmetlerin karşılığı olması, elbette iktisat tarihi içinde yepyeni bir anlayıştır.
11- Paraya getirdiği yeni tarifle birlikte dolanımdaki para ve gayri safi milli hasıla (GSHM) arasındaki oran ilk defa Milli Ekonomi Modeli’nde formülize edilmiştir.
12- Faiz ve liberal politikalar neticesinde paranın stoklanması, paranın üretim ve
tüketim kabiliyetini engellemektedir. Bu sebeple piyasalarda istenilen düzeyde talep açığa çıkmazken, üretimi de parayı elinde tutanlar ile onların müsaade ettiği azınlık bir grup yapabilmektedir. Oysa Milli Ekonomi Modeli paranın serbest dolaşımını sağlayarak tüketimin ve üretimin önündeki engelleri kaldırmıştır. İsteyen herkese üretim yapabilme imkanı tanıyan Milli Ekonomi Modeli demokratik bir anlayışın; sadece parayı elinde tutanlara o imkanı tanıyan liberal ve kapitalist anlayışlar ise kralcı bir yaklaşımın ürünüdür.
13- Gelişmiş kabul edilen ülkeler kendi paralarını gelişmekte olan ülkelerin topraklarında o ülkelerin üretimleri karşılığında bulundurmakta, böylece gelişmekte olan ülkelerin gelirlerini kendilerine transfer etmektedir. İnsanlık tarihindeki en büyük sömürü tarzı budur. Milli Ekonomi Modeli, senyoraj gelirine imkan tanıyan, emisyonu devreye koyan yaklaşımı ile buna son vermektedir.
14- Kalkınmakta olan ülkeler, yurtdışından aldıkları maliyetli para ile kalkınma yoluna gittikleri için bugün sadece dış borçları 2.5 trilyon doları aşmıştır. Kalkınmaya çalışırken borç batağına saplanarak hem yer altı hem yerüstü kaynaklarını, hem de iktisadi ve siyasi bağımsızlıklarını kaybeden ülkeler için Milli Ekonomi Modeli tek çıkış yoludur.
15- Milli Ekonomi Modeli’nin en önemli vasıflarından biri de onun uygulanabilir olmasıdır. Bu modelin başta Türkiye olmak üzere bütün ülke ekonomileri için hayata geçirilmesi onları hem içinde bulundukları darboğazdan kurtaracak ve hem de kalkınmalarını sağlayacaktır.
16- Elbette bu eşsiz görüşlerinden dolayı Prof. Dr. Haydar Baş’a da bir Nobel Ödülü gerekecektir. Bundan sonra ilmi çevrelerde üzerinde doktora, tez ve akademik çalışma yapılacak olan Milli Ekonomi Modeli’nin yakın gelecekte tüm dünyada hakim görüş olması doğal bir süreçtir.
17- İstanbul’da yapılan Uluslar arası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin benzerlerinin en kısa zamanda dünyanın değişik yerlerinde (Rusya, Azerbaycan, Almanya, Tataristan, ABD gibi ülkelerde) icra edilmesi çok yararlı olacaktır.
MİLLİ KALKINMA PLATFORMU
Gencturk… |
|
Filed Under ( videolar) by nationaleconomiy on March-10-2008
|
Filed Under ( videolar) by nationaleconomiy on March-10-2008
|
Filed Under ( videolar) by nationaleconomiy on March-10-2008
Uluslararası Milli Ekonomi Modeli ‘07 Heidelberg Almanya kongresi (video)görüntüleri
Gencturk…
|
Filed Under ( economy) by nationaleconomiy on March-10-2008
 |
| Bugün dünya İktisat tarihinde yepyeni bir dönemin başlangıcı… Gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin iktisadi problemlerine ve açmazlarına çözümler getiren Milli Ekonomi Modeli bugün İstanbul’da hem Batıdan, hem de Doğudan gelen 100′ü aşkın iktisatçı ve bilimadamının katılacağı geniş katılımlı bir Kongre ile dünya kamuoyuna takdim ediliyor. Kongreye Türkiye, ABD, Almanya, Azerbaycan ve Rusya’dan çok sayıda bilimadamı ve iktisatçı konuşmacı olarak iştirak edecek.İktisat tarihinde devrim
Milli Ekonomi Modeli, İktisat biliminin tanımından başlayarak, bugüne kadar insanlığa ‘yanlış belletilen’ onlarca kavramı ve teoriyi ilga edip, yerlerine ‘günümüze ve geleceğe hitap eden’ tarifler getiriyor. Model, Kapitalist sistemin dayandığı Azalan Verimler Kanunu, Miktar Teorisi ve Phillips Eğrisi gibi onlarca teoriyi çöpe atıyor. Milli Ekonomi Modeli ile bir yandan İktisat bilimi yeni bir ‘teorik çerçeveye’ oturtulurken, öte yandan yanlış iktisati sistemlerin toplumlar üzerinde yolaçtığı yıkımların ortadan kaldırılması için yepyeni para ve maliye politikaları öneriliyor. Daha açıkçası, Milli Ekonomi Modeli ile İktisat bilimi hem teorik, hem de uygulamalı olarak baştan aşağıya yenileniyor.
Kongre 2 gün sürecek
Bugün başlayacak Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi, iki gün sürecek. Kongre’nin açılışı bugün 09.00′da Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek. Saat 18.30′a kadar sürecek toplantıda 4 oturum yapılacak. Kongrenin açılış konuşmalarını Sakarya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Emin Gürses, Araştırmacı yazar Zafer Yalçın ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal yapacak.
Kapanış Prof.Dr. Baş’tan
Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ne yarın Cevahir Otel’de devam edilecek. Kongrenin 5. ve 6. oturumları burada gerçekleştirilecek. Model ve tezin sahibi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yarın saat 15.00′te Kongre’nin kapanış konuşmasını yapacak.
İşte Milli Ekonomi Modeli’nin ana hatları
Milli Ekonomi Modeli nedir?
Milli Ekonomi Modeli (MEM) insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edilmesinin adı ve formülüdür. Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığın yegane yoludur.
Farklı bir İktisat tanımı
Milli Ekonomi Modeli, diğer ekonomik modellerden daha başlangıçta, yani İktisat biliminin tarifinde ayrılmaktadır. Kapitalist sistemde İktisat “İnsanların sınırsız ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla karşılanması bilimi” olarak tarif edilmişken, Milli Ekonomi Modeli bu tanımlamayı ilga ederek, şu tarifi getirmektedir: İktisat, insanların sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklarla temin edilmesi bilimidir. Sınırsız olan insanların ihtiyaçları değil ihtiraslarıdır.
3 temel hedef
Milli Ekonomi Modeli, kapitalist ve diğer ekonomik sistemlerin bir türlü çözüme kavuşturamadığı şu 3 temel hedefi garanti etmektedir.
1) Gelir dağılımında denge
2) Sürekli büyümenin yakalanması
3) Tam istihdamın sürekli sağlanması
Milli Ekonomi Modeli gücünü nereden alıyor?
Milli Ekonomi Modeli, ortaya koyduğu hedefleri yakalamada çok önemli iki güce dayanıyor: Para ve Devlet…
Farklı bir para tarifi
Milli Ekonomi Modeli, paraya çok farklı bir tarif getirmektedir. Modele göre para, mübadele (değişim), tahrik unsuru olma, tasarruf ve üretilen mal ve hizmetlerin karşılığı olma özelliklerine sahiptir. Paranın tahrik unsuru olma ve emeği devreye koyma özelliği diğer sistemlerde mevcut değildir.
Devletin rolü
Milli Ekonomi Modeli’nde devlet, vatandaşlarının gıda, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Bu haklar doğumla kazanılır. Bir insanın üretim kabiliyeti olsun veya olmasın, her yaşta tüketim hakkına sahiptir.
Bu amaçla devlet, emisyon hacmini arttırmak suretiyle proje karşılığında üretimi teşvik ettiği gibi, sosyal devlet olmasının gereği olarak tüketici kesimini destekleyerek gelirin adil bir şekilde dağılımını sağlar.
Devletlerin para basma hakkı
Emisyon ile devletlerin elde ettiği gelire ‘senyoraj’ denir. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları, küresel güçlerin baskıları nedeniyle kendi milli paralarını basamamakta, bunun yerine güçlü devletlerin paralarını faiz ödeyerek kullanmaktadırlar. Milli Ekonomi Modeli, bu çarpık uygulamaya son verecektir.
Temel hedef
Milli Ekonomi Modeli’nin hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. Bu nedenle tüketim kesiminin desteklenmesi, sürekli büyümenin sağlanması için olmazsa olmaz şarttır.
Milli Ekonomi Modeli’nde faizin yeri
Faiz, Milli Ekonomi Modeli’nde bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Faiz, gelir dağılımında dengeyi bozduğu gibi üretim ve tüketimi de engellemektedir.
Milli Ekonomi Modeli kime hitap etmektedir?
Bu model, tüm gelişmemiş, gelişmekte ve gelişmiş ülkelere yani dünyada yaşayan 6 milyarı aşkın insana hitap etmektedir. Model, geliştiricisi Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadeleriyle “Bize ait değerlerin bir açılımından ibaret olup, meselelere Batı gözlüğü ile değil, Müslüman Türk insanının sahip olduğu ölçüyle çözüm getirmektedir.”
OTURUM VE KATILIMCILAR
26 Kasım 2005 Cumartesi 09:00-19:00
Lütfi Kırdar Kongre Sarayı
Misafir Konuşmacılar : Doç.Dr. Emin Gürses Sakarya Üniversitesi / Zafer Yalçın Araştırmacı Yazar / Prof.Dr.Ferit Hakan Baykal Marmara Üniversitesi / Metin Aydoğan / Doç.Dr. Elxan Azizov Zekeriyaoğlu Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Dekanı / Ali Osman Ulusoy TTSO Meclis Başkanı Türk İran İş Konseyi Başkanı
1.Oturum Başkan: Selim Kotil Bağımsız Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Konuşmacılar : 1.Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu İstanbul Üniversitesi / Prof. Dr. Ruşen Quliyev Azerbaycan Cumhuriyeti İktisadi İnkişaf Bakanlığı İktisadi İslahatlar Şube Başkanı / Mustafa Çınkı Araştırmacı - Yazar / Prof. Dr. Yakup Çiçek Marmara Üniversitesi
2.0turum Başkan: Harun Kayacı Öğretim Üyesi Konuşmacılar : Prof. Dr. Sania Baltanova Kazan Eğitim Enstitütüsü - Tataristan / Dr.Sani Ak İllinois Üniversitesi / Doç. Dr.Fikri Pala Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü / Doç.Dr.Rauf Memmedalioğlu Azebaycan Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Ata Selçuk Fırat Üniversitesi
3.0turum Başkan: Dr. Fuat Şengül (Enerji) İGDAŞ Eski Genel Müdürü Konuşmacılar : Dr. Eric Shaydullin Harvard Üniversitesi / Prof.Dr.Xosrov Kerimov Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü / Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu Gaziantep Üniversitesi / Prof. Dr. Rızvan Paşayev Bakü Devlet Üniversitesi Tatbiki Riyaziyad ve Kibernetika Fakülte Dekanı / Prof. Dr. Cahit Babuna İstanbul Üniversitesi
4.0turum Başkan: Ali Gedik Milli Kalkınma Platformu Bşk. Konuşmacılar : Prof. Dr. M. Hasan Meybullayev Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi / .Dr. Ercan Gül İktisad Danışmanı-Almanya Rheinland Pfalz Eyaleti / Prof. Dr. Mehmet Palamut Uludağ Üniversitesi Prof. Dr. Anıl Çeçen Ankara Üniversitesi
27 Kasım 2005 Pazar 09:00-19:00
Cevahir Otel Oditoryum
5.0turum Başkan: Prof. Dr. Ata Selçuk Fırat Üniversitesi Konuşmacılar : Prof. Dr. Ahmet Qaşanoğlu Felsefe ve İktisat Doktoru , Sosyolog / Prof. Dr. Fehim Üçışık Marmara Üniversitesi / Prof. Dr. Victor Volkonskiy Rusya Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Ziyad Samedzade Azerbaycan Milli İlimler Akademisi / Prof. Dr. Hidayet Sarı İstanbul Üniversitesi
6.0turum Başkan: Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu Gaziantep Üniversitesi Konuşmacılar : Doç. Dr. Ali Kemal Gürbüz Balıkesir Üniversitesi / Prof. Dr. Muhammed EI Faruque İllinois Üniversitesi USA / Prof. Dr. Victor Minin Rusya Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Dünyamalı Veliyev Azebaycan Üniversitesi İktisadi Teori Bölüm Başkanı / Prof. Dr.İbrahim Arslanoğlu Gazi Üniversitesi / Prof. Goulnur Baltonova Kazan Devlet Üniversitesi - Tataristan
KAPANIŞ KONUŞMASI: PROF. DR. HAYDAR BAŞ |
|
 |
Küresel oyunların Türkiye’yi getirdiği son
Prof. Dr. Haydar Baş, küresel oyunlar neticesinde Türkiye’nin getirildiği
durumu şöyle ortaya koydu:1-Bugün ülkemizde vergi gelirlerinin tamamı, iç ve dış borçlarımızın faizlerini dahi karşılayamaz durumdadır.
2-Ülkemiz, ‘yüksek faiz - döviz- borç’ kısır döngüsü içindedir.
3-Ülkemizin TELEKOM, ERDEMİR, TÜPRAŞ gibi yüksek kâr getiren kuruluşları, değerinin çok altında fiyatlar karşılığında özelleştirilmiştir.
4-Piyasalarda tedavülde olan yerli para miktarı yeterli değildir.
5-Devlet borç yükünü çevirmek için Hazine ihaleleri ile bankalara başvurmaktadır.
6-Türkiye’de devlet piyasanın ihtiyacı olan emisyonu sağlayamadığı için, ABD Merkez Bankası para basarak Türkiye’deki bu açığı gidermekte ve böylece yabancı para birimleri milli paramızın yerini almaktadır.
Nobel Ödülünü hak eden model
Kongre’de en çarpıcı tebliğlerden biri Kazan Devlet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Goulnur Baltonova ‘dan geldi. Baltonova, “İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır” dedi.
Bilim Dünyası gurur duyuyor
Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde tebliğ sunan bilimadamları Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Model’i ile tanışmaktan son derece mutlu olduklarını ifade ettiler. İşte bilim adamlarının Model ile ilgili çarpıcı tespitleri:
Yeni ve orijinal bir tez
Dünyanın ihtiyacı olan ilmî inkişafın adı olarak nitelediği Milli Ekonomi Modeli tezi hakkında Prof. Dr. Ahmet Qaşamoğlu, “Müellif kitabı Milli İktisadi Model adlandırsa da kitaptakiler bir model anlayışından hayli geniştir. Aslında yeni ve orijinal bir teoridir” tespitinde bulundu.
Dahiyane tespitler
Doç Dr. Ali Kemal Gürbüz de “Milli bir devletin emisyon yaratma kabiliyetinde olan ve dolayısıyla senyoraj geliri elde etmeye hakkı bulunan bir devlet olarak tanımlanması, belki çoğu kimsenin bildiği, ama bugüne kadar kimsenin Sn. Haydar Baş kadar güzel bir şekilde ifade etmediği bir gerçektir. Yine AB nin niçin dağılmaya mahkum olduğunu buna benzer hususlarla ilişkilendirmesi oldukça dahiyanedir” dedi.
Çıkış yolunu gösteriyor
Prof. Dr. Hidayet Sarı ise “Prof. Dr. Haydar Baş, sunduğu ‘Milli Ekonomi Modeli’ teziyle şimdiye kadar uygulanan ekonomi modelleriyle nasıl bir batağa sürüklendiğimizi ortaya koyduktan sonra buradan çıkış yollarını açıklamakta ve yol göstermektedir. Bu model, sadece ülkemiz için değil dünyanın da ekonomik olarak kurtuluşunu müjdeliyor” dedi.
Para her kesimin hakkı
ABD Illionis Üniversitesi’nden Prof. Dr. Muhammed Al Faruque ise “Model, bunun yanında, devleti ve parayı hedeflenen ekonomik çözümlerin elde edilmesinde önemli bir güç olarak kullanmayı amaçlamakta, para ve kaynakların dar bir kesimin elinde tekelleşmesini önlemeyi de garanti etmektedir” diye konuştu. |
Gencturk….
|
|
|