Archive for February, 2009

Filed Under (merhaba) by nationaleconomiy on February-9-2009

      
                     EY EHLİ VİCDAN,DUYUN BU SESİ!….
Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir.Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu.
Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.
Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu…
Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi:
“AB olmazsa olmaz”
“ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz”
“IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız”
“AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz”
“Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız” vs…Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü.
Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi.
İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı.Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi.
Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte…
Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler.
Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız;
           Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!
”Tarihini bilmeyen milletlerin,coğrafyasını başkaları çizer”Tarih bir milletin hafızasıdır. Millet olma şuuruna ermiş toplumlar, kârını ve zararını hesap ederken güçlü bir tarih muhakemesi yaparak istikballerine bakarlar. Geçmişine bağlı ve geçmişinden ders alabilecek nisbette medenî milletlerin geleceği de o nispette parlak olmaktadır. Zira dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz…
Müslüman-Türk milletinin tarih kökleri, bütün insanlığa yol gösterecek nitelikte eşsiz ve sağlamdır. Yeter ki, yüzümüzü engin tarihimize dönelim. Sırtımızı, sarsılmaz medeniyetimize dayayalım. Nice devletler kurmuş ecdadımızın hayatlarını ve kahramanlıklarını araştırdıkça, bizlere miras bırakılan emanetin değerini de belki bir nebze olsun daha iyi anlayacağız.Çünkü ceddimiz, kendilerinden önceki nesilden aldıkları

mukaddes mirasa layık olduklarını sitayişle göstermişlerdir…

Nasıl mı?

Bakınız; Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethinden önce askerlerine yaptığı hitabetinde zaferlerin ne zorluklarla elde edildiğini belirterek, onlara şöyle seslenmiştir:

“Elimizde bulunan bu devlet, ecdadımızın nice cihat, savaş ve emekleri ile kazanılmış ve bize miras kalmıştır. Yaşlılarımız bu savaş ve cihatlara şahittir ve bizzat katılmışlardır. Gençlerimiz

de bunların hikayelerini babalarından dinlemişlerdir. Bu uğurda pek çok yiğit öldü. Fakat onların kahramanlıkları içimizde yaşamaktadır. Yürekleri yüce hislerle dolu ve korkusuzca, en korkunç tehlikelere göğüs gererek büyük işler gördüler.

Ey yaşlı fedakârlar ve yiğit gençler..! Bütün bu fetihlerin kolayca olmadığını ve emeksiz devlet edilmediğini bilirsiniz. Bu uğurda nice kanlar döküldü, yaralar açıldı. Bunca dul ve yetimlerin gözyaşları aktı. Nice engin dereler, coşkun ırmaklar , yalçın kayalar, sarp dağlar ve boğazlar aşıldı. Nice geceler uykusuz, gündüzler istirahatsiz ve tehlikeli geçti. İşte ecdadımız bu gibi olağanüstü zorluklara katlandı. Düşman karşısında bazen talih onlara gülmedi. Fakat hiçbir zaman gelecekten ümit kesmediler. Ve galip gelmeye çalıştılar. Daima mücadele yolunda kaldılar. Felaket zamanlarında kederlenmez ve zafer anlarında aşırı gururlanmazlardı. Bu sayede şanlı bir devlet kurdular. Dünyaya milli onur ve adalet örneğini verdiler. Bize de her yanı ile muhteşem bir devlet bıraktılar. Bize düşen görev, şöhretimizi yüceltmek ve atalarımıza hayırlı halef olduğumuzu meydana koyarak ruhlarını şad etmektir…

Süratle harekete geçip, düşmanın, devletimizin ortasında kışkırtma ve fesadına fırsat vermeyelim. Ve ecdadımıza layık olduğumuzu bütün dünyaya gösterelim. Bizi hiçbir kuvvet yolumuzdan döndüremeyecek ve hiçbir kuvvet, saldırılarımıza dayanamayacaktır. Ben ordunun başında, sizinle beraber ilk safta bulunacak, hizmetlerinizi övecek ve sizleri mükâfatlandıracağım”.

“Dünü olmayanın bugünü ve yarını da olmaz” dedik, evet; mutlu yarınlar ümid ediyorsak, ceddimizin bize bıraktığı medeniyete sadık kalarak bugünümüzü değerlendirmeli; gücünü köklerinden alan yüce bir devletin yılmaz takipçisi olmalıyız.Saygılarımla…GENÇTÜRK…

http://www.mehmettunabas.tr.com.tr/

 
  YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=politika&sure=3” YAZARLAR:”http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=yazarlar&sure=3

 

 

 
 

http://economymodeli.bigforumpro.com/(FORUM)
 



Filed Under (economy) by nationaleconomiy on February-9-2009

 

Milli Ekonomi Modeli

                                        (((ABD’nin Dolar Tuzağı )))
Yazar Şevki Çobanoğlu
Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya Savaşı’ndan tek süper güç olarak, güçlü bir endüstriyel altyapı ve geniş altın rezervleri ile çıkmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1944′de, ABD’nin öncülüğünde 44 ülkenin katılımıyla Bretton Woods şehrinde bir toplantı yapıldı. Bretton Woods Konferansı’nda yeni bir para sistemi kabul edildi. Sistemin işlemesi için IMF ve Dünya Bankası kuruldu. Yeni bir sabit kur sistemi getiren ABD Hazine Bakanlığı altını dolara sabitlediğini ve doların altın kadar değerli olduğunu açıkladı. Bundan sonra tüm değerli madenler ve petrolün satışı ABD doları ile yapılmaya başlandı. Böylece ABD doları rezerv para, anahtar para oldu. Bugün çatışmaların ana gündem maddeleri: Petrol ve rezerv para olabilmek savaşı…

Dünyada daha önce altına bağlı bir para sistemi vardı. Altına dayalı para sistemi, ‘elde ne kadar altın varsa o kadar para basılabilir’ esasına dayanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, 1944 yılında aldığı kararla tedavüldeki dolarını altına bağlı olarak bastığını, doların altın karşılığı basıldığını tek yanlı bir biçimde dünyaya ilân etmesi ile ekonomik ilişkileri olan dünyadaki bütün ülkelere de millî paralarını artık altına göre değil, ABD dolarını bloke ederek ayarlamalarını önerdi. ABD bu kararının ardından karşılıksız olarak dolar basmaya başladı.

ABD ile ekonomik ilişki içinde olan çoğu ülkeler, ABD doları bloke ederek para basma yoluna gittiler. Böylece dünyada altına ayarlı para sistemi, ABD dolarına bağımlı hale geldi. Bu durum ABD’ye bağımlı bütün ülkelerin mali durumlarını bozdu. Dünyada rezerv para haline gelen doları basan ABD, petrole para vermeden petrol faturasını diğer ülkelere ödetir oldu.

1968 yılında Fransa’da De Gaulle, Almanya’da Adenaur bir araya gelip, ABD’nin bu yanlış ve dünyanın mali yapısını bozan para sistemine karşı harekete geçtiler. Fransa ve Almanya hükümetleri, ABD’nin uygulamak istediği parasal politikaların tutarsızlığını göstermek için dolar toplayıp, karşılığında ABD’den altın talep edeceklerdi. ABD altın veremeyince de sistemin tutarsızlığı ortaya çıkacaktı.

Dünya altın rezervlerinin en çok olduğu Rusya’dan ABD’nin altın alamaması için De Gaulle derhal Rusya’ya gitti. De Gaulle daha havaalanında iken, ABD’li bir gazeteci: ‘Rusya’dan komünizm mi ithal edeceksiniz? ‘ sorusunu De Gaulle’e sordu. General De Gaulle: ‘Dünyayı bizim sistemimiz ve Rusların sistemi mutlu edemedi. İnsanlık ancak başka bir sistemle mutlu olabilir’ dedi. Bu gelişmeler üzerine CIA harekete geçerek, Avrupa komünizmini ortaya attı. Fransa’da 68 kuşağı sokağa düştü. De Gaulle istifa etmek zorunda kaldı. Böylece ABD, Fransa ve Almanya’nın dolara bağlı para politikasını engellemelerine imkân bırakmadı.

1970 yılında ABD’nin dış ticareti açık verince, altın karşılığı dolar alan ülkelerde bir panik oldu. Bu durum ‘Acaba elimizdeki doların altın karşılığı var mı? ‘ sorusunu gündeme getirdi. ABD Başkanı Richard Nixon, 15 Ağustos 1971′de ABD dolarını devalüe ettiklerini açıkladı. Daha sonra ABD dolarının Şubat 1973′deki devalüasyonu ile dolara bağlı para sistem bir çöküş yaşadı.

Bugüne geldiğimizde; ABD, IMF ve Dünya Bankası aracılığı ile borç verdiği ülkelerin hükümetlerine baskılar yaparak, dolara olan bağımlılığı artırdı. ABD, IMF ve Dünya Bankası kanalları ile dünya ekonomisini çökerttiği gibi, Üçüncü Dünya’nın mazlum milletlerinin el emeklerini, ekonomik varlıklarını karşılıksız olarak bastığı kağıt parçaları ile sömürdü. Misâl vermek gerekirse bugün Türkiye Merkez Bankası’nda 3 Şubat 2006 itibariyle 52 milyar 871 milyon dolar döviz rezervi vardır. IMF ve Dünya Bankası politikalarını uygulayan Türkiye, 1999 yılı sonu itibariyle 155 milyar dolar borçlu hale geldi. Türkiye’nin borçları sürekli artıyor. Son üç yılda (2003-2004-2005 yılları) toplam borç stoku 216 milyar dolardan 343 milyar dolara çıkmıştır. Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’ndan aldığı borç paralar karşılığında milyarlarca dolar faiz ödüyor. Türkiye her yıl yaklaşık 65 katrilyon faiz ödemektedir. Türkiye, IMF’ye en çok faiz ödeyen ülkelerden biridir. IMF yetkilileri, Türkiye’ye sürekli övgüler yağdırmaktadır. 31 Ocak 2006 tarihinde IMF Birinci Baş Yardımcısı Anne Krueger: ‘Türkiye mali disiplini uygularken ekonomik büyümenin de sağlanacağının örneği’ demiştir.

ABD kurduğu tuzaklarla Üçüncü Dünya milletlerini sömürmeye devam ediyor. ABD dolarını kullanan ülkeler bu kararlarından vazgeçerek, altına dayalı para sistemini uygulamada kararlı olurlarsa, ABD ekonomisi çöker. Çünkü ABD ekonomisinin bugünkü yapısı sömürü temelleri üzerinde duruyor. ABD, dünya ülkelerini karşılığı olmayan doları basarak, değersiz kağıtları mala çevirerek, sömürüyor.

Bugün ABD’yi yönetenler, neo con’lar ve Siyonist Çok Uluslu Şirketlerin yöneticisi evengelist’lerdir. ABD’yi yönetenler, paraya ve basına hükmederek kitleleri manipüle ediyorlar. Bu nedenle ABD’yi yıkacak çelişkiler kendi içinde vardır.

ABD gün geçtikçe sömürü temelleri üzerinde duran ekonomisinin çökeceği konusunda bir korkuya düşmüştür. ABD’yi korkutan bugünkü nedenlerin başında petrolün avro ile satışının yapılmasıdır. Yani ABD petro-avro tercihinden korkmaktadır. Bunun için İslâm Dünyası’na yönelik gerek ekonomik gerek askeri, gerekse kültürel ve dini bir saldırıya geçmiştir. Afganistan ve Irak işgalleri bu korkunun sonucudur. Bugün İran ve Suriye’ye karşı girişilen harekât ABD’nin çöküşünü daha çok hızlandıracaktır. İslâm Ülkeleri’nde, ABD ve Batılı şirketlerle yapılan şirket evlilikleri sonucunda, bu şirketler yabancıların eline geçmektedir. Bu şirket evliliğini yapan iş adamları, zamanla dışlandıklarında, bizden daha fazla ABD düşmanı olacaklardır. Çünkü ABD’nin sömürüye dayalı tuzakları sinsiliklerle doludur.

2005 yılında, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın açıklamaları ile Tahran yönetimi merkez bankasında bulunan döviz rezervlerinin tamamını avro’ya çevirme kararı aldı. Ayrıca bundan böyle petrol ihracatını da avro ile yapabileceğini dünyaya duyurdu. Başka ülkelerde bu konuda kafa yoruyor. ABD, dolar- avro tartışmasını bastırmak için İran’a karşı nükleer tehdit uydurmacalarıyla saldırı başlatmıştır. İran’ın dik ve sert duruşu karşısında, şaşkına dönmüştür.

ABD bu çılgınlığını artırmıştır. ABD, İran’ın cesur tavrı sonucu, dünyada dolardan olabilecek kaçışın önüne geçebilmek için başta Avrupa ülkeleri olmak üzere basındaki adamlarını kullanarak, harekete geçmiştir. ABD’nin bu çılgın ve çirkin plânı kendini hemen göstermiştir. CIA ajanları derhal devreye girmiştir. Danimarka’daki küstah Jyllands Posten gazetesi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e karikatürle çirkin hakaretlerde bulunmuştur. Bu çirkin karikatürlerin Norveç, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Amerika medyasında da yayınlanması, Batı’nın iğrenç yüzünü bir defa daha açık bir biçimde göstermiştir. Avrupa’daki karikatür küstahlığı CIA ajanları tarafından gündeme getirilmiştir. ABD, petro-avro tercihini engellemek için karikatür küstahlığını ortaya atarken, Avrupa Ülkeleri ile İslâm Dünyası arasında gerginlik meydana getirmiş olup, böylece haçlı zihniyetinin gizli niyetleri de dışa vurmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ‘e yapılan bu çirkin hakaretleri telin ediyoruz. Bunu yapanlara birgün dersleri elbette verilir. Bu caniler bunun bedelini ödeyeceklerdir. Allah her şeye hâkimdir. Müslümanlar çok duyarlıdır. Bu böyle biline… ABD ve haçlı sürüsü ülkelerin ürünlerini şuurlu Müslümanlar almama ve kullanmama yönünde tepki gösterdiler. Bununla beraber İslâm Ülkeleri’nde bulunan yerli işbirlikçisi firmalarında Müslümanlar tarafından boykot edilmesi gündemdedir.

ABD, İran’a karşı saldırı hazırlığındadır. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ABD Başkanı Bush’un saldırganlığına karşılık olarak, 2 Şubat 2006′da şunları söylemiştir: ‘Siz kendi ülkenizde bile iğrenç sayılıyorsunuz. ABD’ye ölüm artık bütün dünyanın sloganıdır.’

ABD, çirkin plânları ve saldırgan tutumu ile Hıristiyan-Müslüman çatışması çıkartmaya çalışıyor. Aslında bunu yaparken kendi sonunu da hazırlıyor. ‘Uyuyan bir aslan olan İslâm Dünyası’nın uyanması ile zaten çökmekte olan ABD hem ekonomik hem de siyasi yönden daha çok çökecektir. Çünkü o zaman Müslümanlar siyasi ve ekonomik kararlarını etki altında kalmadan vereceklerdir. O zaman millî paralar dolara karşı değil, altına karşı basılacak ve tedavüle çıkacaktır. ABD’ye olan bağımlılık ortadan kalkacaktır. İslâm ekonomisinde de para altın karşılında basılır ve tedavüle çıkarılır.

ABD’ye karşı tepkiler giderek artmaktadır. Bir petrol üreticisi ülke olan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, 4 Şubat 2006 tarihinde, Washington yönetiminin zayıflamakta olduğunu belirterek, şunları söylemiştir: ‘Kaygı duymakta haklılar, çünkü burada neler olduğunu biliyorlar. Onlar sonsuza kadar ABD imparatorluğunu her anlamda muhafaza etmeye çalışacak, biz de o imparatorluğu parçalamak için mümkün olan her şeyi yapacağız.’

ABD, Irak’ı işgal edince bir HonKong, Çin ve Dubai gibi ticaret merkezleri yaparak ucuz iş gücü ile ucuz mal toplayıp, çok para kazanma hayalleri kurmaktadır. BP tarafından hazırlanan dünya enerji raporuna göre Irak 115 milyar varillik petrol rezervleri ile dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip üçüncü ülkesidir. Dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip ülkelerden Suudi Arabistan birinci sırada yer alırken, İran ikinci sırada yer almaktadır. Kovboy Amerika ve Siyonistler, para ve haber ağlarını devamlı kontrol altında tutacaklarını sanmaktadırlar. Ama boşunadır.

Petro-avro tercihinde AB ülkeleri ile de karşı karşıya olan Amerika, dolar ve avro savaşının petrol ayağında şimdilik avantajlı gibi görünüyor. Büyük problemlerle boğuşan ABD ekonomisi, askeri saldırganlığı ile problemlerini gizliyor. Çöküş sinyalleri veren Amerika, ne kadar çılgınlık yapsa da, yaptıklarının bedelini mutlaka ödeyecektir. Milletleri dolar tuzağına düşüren ABD çöküyor. Üçüncü Dünya’nın mazlum milletleri ne kadar cesur ve kararlı adımlar atarlarsa, ABD, o kadar çabuk çökecektir. ABD, Müslümanlara ve mazlum milletlere karşı kurduğu tuzağa kendi düşmektedir.

(((Derin-merkez “ulus-devlet”leri nasıl çökertiyor? )))

Borç alan, emir alır.
IMF programlarının başlatıldığı ülkelerde hükümetlerin istediğimiz adımları atmaları yapacağımız yardım programından önce gelmeli. -nce reform, sonra para!
ABD Hazine Bakanı Paul O’Neill

Küreselleşmeci Batı ulus-devlete karşıdır, onu yıkılacak ilk hedef olarak görür. Çünkü neoliberal politikalara karşı direnci, ancak ulus-devletler gösterebilir. Bu sebeple Derin-Merkez ulus-devleti etkisizleştirmek, bu devletleri ulusallık niteliklerinden soyutlayarak, küreselleşme süreciyle uyumlu bir kalıba sokmak ister. Peki, nasıl yapıyor bunu? ulus-devletleri üç taraftan baskı altına alıp yeniden biçimlendirme yoluyla: Ulusüstüleştirme, bölgeselleştirme ve yerelleştirme…

Okumakta olduğunuz yazıda, “ulusüstüleştirme”nin nasıl yapıldığına dair bazı somut bilgiler vermeyi deneyeceğim. Yararlandığım başlıca kaynak Michel Chossudovsky’nin “Yoksulluğun Küreselleşmesi: IMF ve Dünya Bankası Reformlarının İçyüzü” [Çeviren: Neşenur Domaniç, Çiviyazıları, İst., 1999, ss.53-64] adlı ünlü yapıtıdır.

1800’lerin sonları… Dünya üzerinde bir avuç zengin, daha sonraki yüzyılda dünyaya yön verecek olan bir devletin, Amerika Birleşik Devletleri’nin varlıklarının yarısından fazlasına ve dünya petrolüne sahip duruma geliyor. Bu bir avuç kapitalist, 1900’lerin hemen başlarında birtakım vakıflar ve örgütler kurmaya başlıyor. Neden acaba? Kendilerini, niyetlerini ve faaliyetlerini bu vakıf ve örgütlerin ardına gizlemek için! Dünyayı şekillendirmeye yönelik bir “mimarlık” gerçeğinin kanıtları olarak işte bu kuruluşlar: Federal Reserv (1913) , Dış İlişkiler Konseyi (CFR, 1921) Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve IMF (1944 – 1945) , Bilderberg organizasyonu (1954) , Trilateral Komisyon (Üçlü Komisyon, 1973) , Dünya Ticaret -rgütü (1995) . Dikkat! Aralarında Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu da var!

Ulusüstüleştirme “ulus devletin -örneğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin- ekonomik ve mâli alandaki yetkilerini giderek ulusüstü kurumlara devretme süreci” şeklinde tanımlanabilir. Söz konusu dayatmalar, esas itibariyle IMF ve Dünya Bankası’nın “destek” programları içinde yer almaktadır. Yazımda önce bu dayatmaların mahiyetini ortaya koyacak, ardından ulus-devletin yetkilerinin nasıl budandığını göstermeye çalışacak, “yapısal reform” aracı olarak kullanılan devalüasyon üzerinde duracağım.

I) -nce borçlandırma…

A) Ulus-devleti ulus devlet yapan yetkilerin devri bağımsız ülke uluslararası finans kuruluşlarının (Bretton Woods kuruluşlarının) vesayeti altına sokularak sağlanır. Peki, nasıl? Yanıtı çok basit: -nce o ülke -”dahilî bedhahlar”ın sağladığı iç destekle- borçlanmaya itilir. Sonra şunlar yapılır:

-Ülke ile bir kredi anlaşması imzalanır.

-Bu anlaşmaya “kredi alma koşulları” eklenir.

-Bu koşullar vasıtasıyla ilgili ülke, ulusal iktisat politikalarını Bretton Woods kuruluşlarının (IMF ve Dünya Bankası’nın) çıkarları ve talepleri doğrultusunda değiştirmeye zorlanır.

İlk hedef ulus-devleti bir borç sarmalı içine sokmaktır. Tabii, borç yükü zamanla artar. Süreç içinde, yeniden takvimlendirme, yeniden yapılandırma, borç değiştirme gibi işlemlere başvurulur. Ancak bunlar ülkenin durumunu değiştirmez, hattâ daha kötüye götürür. Ülke döviz gelirlerinin gittikçe daha büyük bir bölümünü borç servisine ayırır. Zamanla reel borç servisi akımı, yeni sermaye girişini aşmaya başlar. Bu değişim; ülkenin artık zengin ülkeler lehine bir net sermaye ihracatçısı konumuna gelmiş olduğunu gösterir.

B) Ulus-devlet bir yandan bir borç sarmalına sürüklenirken, öbür yandan da bir “borç yönetimi” düzeni şekillenmeye başlar, yani bir tür “finans mühendisliği” söz konusudur. Oluşturulan borç yönetiminin tek bir işlevi vardır: O ülkenin, mali yükümlülüklerini kanıksaması ve bu yeni konumuna sürekli olarak katlanır hale getirilmesi.

Finans mühendisliği çerçevesinde ihtiyaca göre değişik işlemlere başvurulur: Borç geri ödeme takvimi özenle yeniden belirlenir. Faizlerin mutlaka düzenli olarak ödenmesi sağlanır. Buna karşılık anapara geri ödemeleri ertelenebilir. Borçlar takas edilebilir. İflas noktasına gelmiş ülkeye, borçlarını ödeyemez noktaya gelmesini önlemek için “yeni borçlar” verilir.

Ancak dikkat! Bütün bunları, yani “borç geri ödeme takviminin yeniden belirlenmesi”ni bir şartla kabul ederler: Ulus-devlet hükümetinin, yapılacak yeni borçlanma anlaşmasına eklenen koşulları, yani “uygulanacak politikalara ilişkin koşullar”ı kabul etmesi şartıyla! … Bu kabulün iki anlamı vardır:

-Ulus devlete, borç servisi ilişkisinin meşruiyeti zorla kabul ettirilmiştir.

-Borçlu ülkenin bağımsız ve ulusal bir ekonomi politikası uygulaması önlenmiş olur.

Böylece ulus-devlet, iki yönden darbe yemiş olur:

-Ulus devletin başlıca özelliği olan bağımsızlık niteliği biraz daha zedelenmiştir.

- Ulus devlet ekonomik alandaki yetkilerinin bir kısmını daha, Derin-Merkez’in emrinde olan ulus-üstü bir kuruma devretmiştir.

II) Kredi alma koşulları

A) Dünya Bankası’nın (DB) kredi anlaşmaları da çok katı “kredi alma koşulları” içerir. Banka borç isteyen ülke hükümetine parayı ancak iki şartla verir:

-Hükümetin “yapısal uyum reformları”nı kabul etmesi,

-Bu “reformlar”ın hayata geçirilmesi için konan sürelere kesinlikle uyması.

“Yapısal uyum reformları” borçlu ulus-devlet ekonomisine, “Derin Merkez”in istediği şekli veren, dolayısiyle onu “ulus-devlet” olmaktan çıkaran neoliberal politika değişiklikleridir.

Yapısal uyum programı çerçevesinde IMF reçetelerinin benimsenmesinin çok önemli bir yönü daha vardır: IMF’nin bir yerlere yeşil ışık yakması! … Bu yerleri tahmin etmek zor değil: Elbette Paris ve Londra klüpleri, yabancı yatırımcılar, ticarî bankalar ve diğer uluslararası kredi kuruluşlarıdır bunlar.

Ya ilgili ülke IMF’nin dayattığı politika önlemlerini kabul etmekten kaçınırsa? O zaman o ülke mâlî sıkıntılarının giderilmesi konusunda çok ciddî zorluklarla karşı karşıya kalacak demektir. Meselâ “borçları geri ödeme takvimi”nde bir değişiklik yapılmayacaktır. Yeni kredi ya da dış yardım alamayacaktır. Hattâ kısa vadeli krediler bile bloke edilecektir. O ülke yalnız bırakılacak, daha da zor koşullara terk edilecektir. Kısacası, yaptığına pişman edilecektir.

B) Toparlarsak, âcil kredi anlaşmalarına özel amaçlı “kredi alma koşulları” eklenmektedir. Bu anlaşmalar borçlu ülkenin “uygulayacağı politikalar”a dayandırılır.

Derin-Merkez kuruluşları (IMF ve DB) bir ülkeye kara gözü ve kaşı için kredi açmaz. Bu kredilerin bir bedeli, değerli bir karşılığı vardır: Borçlanan ülkenin, ekonomik bağımsızlığından bir parça daha vazgeçmesi! … Oysa bağımsızlık ulus-devletin olmazsa olmaz bir niteliğidir.Böylece her yeni kredi anlaşmasıyla ulus-devletin bağımsızlık niteliğinin bir parçası daha yok edilmiş olur. Daha somut bir ifadeyle “krediler kapsamlı bir makroekonomik istikrar programı ve yapısal uyum reformunun benimsenmesi karşılığında” verilir. Anlaşma herhangi bir yatırım, bir kalkınma programı ile ilgili değildir. Krediler tek bir hedefe yöneliktir: Borçlu ülkeye dayatılan politika değişikliklerinin desteklenmesi! …

Söz konusu politika değişiklikleri Korkunç İkizler (IMF ve DB) tarafından sıkı bir şekilde gözetim altında tutulur ve sürekli değerlendirilir. Eğer ilgili ülkenin hükümeti anlaşma koşullarına uymazsa, ödemeler derhal durdurulur. Ülke, uluslararası kreditörlerin kara listesine alınır.

Alınan fonların hiçbir bölümü yatırımlara yönlendirilmediği için, kredi anlaşmalarının mahiyeti reel ekonominin lehine değildir; başkalarının, Derin-Merkez’in ve Merkez Ülkelerin lehinedir. Uyum kredileri, kaynakları ulusal ekonomiden uzaklaştırır. Ülkeyi zengin ülkelerden ithalat yapmaya yönlendirir. Somut bir örnek verirsek, tarımın uyumunu desteklemek amacıyla verilen borç para, tarımsal kalkınma projelerine yatırılmaz. Buna karşılık söz konusu kredilerle dayanıklı tüketim malları ve lüks mallar ithalatı serbest bir şekilde yapılabilir. Böyle bir sürecin sonunda doğal olarak yerel ekonominin durgunluğa girmesi, ödemeler bilançosu dengesizliğinin ve borç yükünün artması kaçınılmazdır.

Oysa ulus-devlet başlıca hedefi “ülkenin sanayileşmesi ve halkın refahının artması” olan devlettir. IMF uygulamasının, ulus-devleti nasıl işlevsizleştirdiği burada da açıkça görülüyor.

III) Yetkileri tırpanlama araçları

Ulus-devlete ait yetkilerin tırpanlanmasının somut araçları; Niyet Mektubu,”Politika Çerçevesi Metni”, “IV. Madde Konsültasyonları” ve “Kamu Harcamalarının Gözden Geçirilmesi”dir.

A) Kredi görüşmeleri yapılmadan önce, ciddî reformlar talep edilir. “Reform”dan kastedilen, Derin-Merkez’in, borçlanan ulus-devletten talep ettiği politika değişiklikleridir. IMF ulus-devlet hükümetinden şunu kanıtlamasını ister: Kendisini IMF’nin istediği ekonomik reformu yapmaya ciddî bir şekilde adamış olmak… Bu kanıtlama IMF’ye verilen, “Niyet Mektubu” adlı bir belge ile yapılır. Hükümet bu belgede “makroekonomik politikalar ve borç yönetimi konusundaki temel yönelimleri”ni açıklar. Bu açıklama, ülkenin “IMF’nin ekonomiye ilişkin emirlerini yerine getirmeye hazır olduğu”nun teknik ifadesinden başka bir şey değildir.

Kredi bir kez verilince, uygulanan politikalar konusundaki performans Washington kurumları tarafından her üç ayda bir ve sıkı bir şekilde takip edilir.IMF ödemeleri toptan değil, dilimler halinde yapar. Eğer yapılan “reformlar” doğru yolda -yani IMF’nin istediği şekilde- değilse, ödemeler hemen durdurulur. Ülke ânında kara listeye alınır. IMF bu yola ilgili ülkenin “borç servisi yükümlülüklerinin gerisine düşmesi durumu”nda da başvurur. Artık borçlu ülke “ticaret ve sermaye akımları alanında misilleme” tehlikesiyle karşı karşıyadır.

B) Birçok borçlu ülke hükümeti, Washington merkezli kurumlarla (IMF ve DB ile) yaptıkları anlaşmalar çerçevesinde, önceliklerini “Politika Çerçevesi Metni” adlı bir belgede özetlemek zorunda bırakılır. Bu belgenin metni IMF ve Dünya Bankası’nın yakın gözetimi altında ve bir standart forma göre kaleme alınır. İki örgüt, uygulanacak politikalarla ilgili olarak net bir iş bölümü yapmışlardır:

-IMF döviz kuru ve bütçe açığıyla ilgili müdahalelerde bulunur.

-Dünya Bankası reform sürecine müdahale eder. Bunu borçlanan ülke düzeyindeki temsilciliği ve çok sayıdaki teknik kurulu aracılığıyla yapar.

C) IMF bir ülkenin ekonomik performansını “IV. Madde Konsültasyonları” çerçevesinde yıllık olarak takip eder. İlgili ülkenin ekonomisini düzenli olarak inceler. Bu inceleme borçlu ülkenin ekonomik politikaları konusundaki “IMF gözetim faaliyetleri”nin temelini oluşturur.

D) Buna karşılık Dünya Bankası, borçlu ülkede pek çok bakanlıkta temsil edilir. O bakanlıkların, örneğin sağlık, eğitim, sanayi, tarım, ulaştırma, çevre,… reformları, Banka’nın denetimi altındadır. Dünya Bankası 1980’lerin sonlarından beri, “Kamu Harcamalarının Gözden Geçirilmesi” aracılığıyla, borçlu ülkedeki şu faaliyetleri de kendi denetimine almış bulunmaktadır:

-Kamu işletmelerinin özelleştirilmesi,

-Kamu yatırımlarının yapısı,

-Kamu harcamalarının bileşimi.

Neden özelleştirme? Neden kamu harcamaları? Çünkü Derin-Merkez, devleti, ulus-devleti hedef alıyor. Onu ekonomiden sürüp çıkarmak istiyor. Ulus devleti, kendi halkının hizmetinde görmek istemiyor.

IV) “Yapısal reform”un araçları: Devalüasyon

Dikkat edilirse uluslararası finans kurumlarının dayattığı iktisat politikası önlemlerinde “yapısal uyum” kavramı ön planda yer almaktadır. Yapısal uyum ise iki ayrı evre halinde düşünülür:

-Kısa dönemli makroekonomik istikrar önlemleri (devalüasyon, fiyatların serbest bırakılması ve bütçe disiplini) ,

-Bir dizi köklü, gerekli görülen yapısal reform.

IMF-Dünya Bankası ikilisinin istikrar önlemleri iki açığı hedef alır: Bütçe açığı ile ödemeler bilançosu açığı. Dünya Bankası’na göre “makroekonomik politikanın “doğru yol”a sokulması bunlar üzerine gidilerek sağlanır. Şöyle ki bütçe açığı küçültülürse, enflasyon kontrol altına alınır; ardından ödemeler dengesi sorununun önüne geçilir. Gerçekçi bir döviz kuru, dış rekabet gücünü artırır.

Makroekonomik “reform”ların en önde gelen aracı, döviz kurudur. Devalüasyon kararları konusunda IMF kritik bir rol oynar. Döviz kuru reel ücretleri ve üreticilere ödenen reel fiyatları belirler.

IMF her zaman, ulusal paranın “aşırı değerli” olduğunu ileri sürer. O sebeple devalüasyon hep talep eder. Bu koşulunu genellikle “yapısal uyum kredisi görüşmeleri”nden önce iletir. IMF-Dünya Bankası ikizlerinin “gizli gündemi”nin ilk hedeflerinden biri budur, yani ulusal paranın istikrarsızlaştırılmasıdır.

IMF, anlaşma’nın VIII. maddesi çerçevesinde, birden fazla döviz kuru uygulamasını ve döviz kontrolünü de yasaklamıştır.

IMF kaynaklı devalüasyonun toplusal etkisi, âni ve yıkıcıdır. En zorunlu malların fiyatları bir gün içinde artar: Gıda maddeleri, ilaçlar, akaryakıt, en hayatî kamu hizmetleri gibi… Devalüasyon enflasyonu ve fiyat “dolarizasyon”unu tetikler. IMF, hükümeti bir “anti-enflasyonist program” uygulamaya zorlar. Ancak bu programın, enflasyonun gerçek sebepleriyle ilgisi sınırlıdır. Program, bütünüyle “talebin daraltılması”na dayanır. Talebin daraltılması ise şunları gerektirir:

-Kamu çalışanlarının işten çıkarılması,

-Sosyal hizmetlerde büyük kesintiler yapılması,

-Ücretlerle enflasyon arasındaki bağın koparılması.

Sonuçta, devlet gelirlerinin büyük bir bölümü borç servisine yönlendirilir. IMF’nin baştan beri istediği de bu değil midir? O aslında görevini yapmaktadır. Çünkü o Derin-Merkez’in çıkarlarının bekçisi ve savunucusudur.

Devalüasyon yurt içi fiyatların, dünya piyasasında geçerli düzeye gelecek şekilde “yeniden ayarlanması”na yol açar. Bu “dolarizasyon” süreci, yurt içinde ani fiyat artışlarını tetikler. Bunun üzerine IMF “enflasyonist baskılarla mücadele” bahanesiyle, para arzına katı sınırlamalar getirir. Para arzı dondurulunca şu sonuçlarla karşılaşılır:

-Hükümetin reel harcamaları kısması,

-Reel ücretlerin düşmesi,

-Kamu çalışanlarının işten atılması.

Ülkede reel gelirler düşünce, bunun telafisi için nominal ücretlerin yükseltilmesi yönünde toplumsal bir baskı oluşur. Ancak IMF reel gelirlerin enflasyona bağlanmasına izin vermez. Çünkü yapılan anlaşma böyledir. IMF bu çerçevede şunları talep eder:

-Emek piyasasının serbestleştirilmesi,

-Toplu sözleşmelerdeki ücret ayarlamasını öngören maddelerin iptali,

-Asgarî ücretin tedricen kaldırılması.

Burada da IMF “sosyal devleti hedef almaktadır. Sosyal adalet ise ulus-devletin temel hedeflerindendir.

Sonuç

Derin-Merkez; Merkez’in içinde asıl güç kaynağı ve gerçek karar merkezi olup, dünyadaki servetin çok büyük bir kısmını elinde tutan, az sayıda Amerikalı sermayedar ve büyük bankerler grubudur”.

Ulus-devlet “kendi halkının çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, temel hedefleri ulusun çağdaşlaşması, ülkenin sanayileşmesi ve gelişmesi, sosyal adaleti gerçekleştirmek olan, ulusal varlığa ve benliğe sahip çıkan devlet”tir.

Derin-Merkez’in emrinde olan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, ulusüstüleştirme yoluyla, yani yukarda örneklerini verdiğim yollarla ulus devleti ulus devlet yapan özellikleri birer birer ortadan kaldırıyor.

Çünkü IMF ve Dünya Bankası ulus-devletin bağımsız ve ulusal bir ekonomi politikası uygulamasını önler. Ekonomik ve mâli alandaki yetkilerini elinden alır. Parasına müdahale eder, oysa para devlet olmanın en başta gelen koşuludur. Borçlanan ülkenin sanayileşmesini, ekonomik gelişmesini engeller. Ülkenin yönetimine ortak olur. Ekonomik bağımsızlığını yok eder. Ulus-devlet halkını öyle bir yoksulluk ve sefalet içine iter ki giderek kendi öz devletinden soğutur. Böylece Ulus-Devlet, ulus devlet olmaktan çıkar ve o da Derin-Merkez’in, ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin çıkarlarının emrine girer.

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de hayli zamandır böyle bir yol üzerindedir.

“Uygar” dünya; devletleri artık işgalle, topla, tüfekle çökertmiyor.

Yurtsever sivil ve asker aydınlarımıza duyurulur.

Prof.Dr. Cihan Dura
SON S-Z:
Dünyayı kasıp kavuran bir ekonomik kriz var ve bunu yıllar öncesinden uyaran bir lider var Şuan ABD bile çaresizlik içinde kıvranırken Koskaca Dünyada Sadece Bir İNSAN evet evet BİR İNSAN. ‘BEN BU İŞİN KİTABINI YAZDIM SADECE TÜRKİYEYİ DEĞİL DÜNYAYIDA BU ÇİLEDEN KURTARIRIM ‘ Diyor ve Bunu Sadece Bir iddiada Bırakmayıp Alanında uzman YÜZLERCE PROF-S-RÜN -NÜNE KOYUP Hepsinin TAKDİR ve -VGÜLERİNE MASHAR Oluyor. BUNCA GERÇEK VARKEN SİZ HALA NEYİ TARTIŞIYORSUNUZ…
BAŞKA BİR ÇARESİ OLAN BU İŞİN MATEMATİĞİNİ FORMÜLÜNÜ BİLEN BİRİNİ BİLİYORSANIZ S-YLEYİN ONUN PEŞİNDEN GİDELİM HODRİ MEYDAN.
YOK HAYDAR BAŞ SİYASETE YAKIŞMIYORMUŞ TA YOK EFENDİM SAHTE PROF. MUŞTA… VS… VS… BU YAKIŞTIRMALAR İFTİRALAR BELGELERLE ÇÜRÜYELİ YILLAR OLUYOR SİZ HALA ORALARDAMISINIZ G-ZÜNÜZÜ AÇIN ARTIK -NÜNÜZDE KOSKOCA BİR GERÇEK DURUYOR BUNU DÜNYA G-RDÜ AMA MAALESEF HALA ÜLKEMİZDE G-REMEYEN YADA BİRYERLERE HİZMET ETTİĞİ İÇİN G-RMEK İSTEMEYENLER VAR
GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ KENDİNİZE GELİN
BU GEMİ BATARSA HEPİMİZ BOĞULURUZ…GENCTURK



Filed Under (economy) by nationaleconomiy on February-9-2009


Küresel krizden büyük darbe yiyen ülkeler çıkış kapısını Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde arıyorlar. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke MEM’den istifade ederek teşvik paketi açıkladı.


40’ın üzerinde ülke MEM dedi
Dünya ülkeleri, bir yılı aşkındır dünyayı etkisi altına alan, derinliği hala belli olmayan ve de ekonomi yönetimlerini uykusuz bırakan küresel kriz için çare arıyorlar. Krizin Kapitalizmin yapısından kaynaklandığını farkeden ülkeler çareyi Kapitalizmin dışında arıyorlar. Bu noktada da karşılarına bir tek model çıkıyor: Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli. Tüketim yanlı tek model olan Milli Ekonomi Modeli’nin tüketimi teşvik uygulamaları ülkeler tarafından bir bir uygulanıyor. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke teşvik paketi açıkladı ve bu paketlerde tüketimin canlandırılmasına da önem verildi. Şimdi bu ülkelerden bazılarını sizlere aktaralım:

RUSYA: MEM’in 8 projesini hayata geçirdi
16 Mayıs 2006 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da, Rusya’nın 80 ayrı bölgesinden 457 akademisyen, işadamı ve siyasetçinin katılımıyla gerçekleşen Rusya’nın gelecek stratejilerini ve bugünkü durumunu değerlendirme toplantısında Milli Ekonomi Modeli, Rusya’nın 3 yıllık kalkınma planına alındı. Rusya MEM’den istifade ederek attığı adımlar şunlar:
1. Doğum yapan her kadına 9 bin dolar doğum yardımı vermeye başladı.
2. Ev hanımlarına emeklilik hakkı verildi.
3. Yer altı kaynaklarını devlet–millet ortaklığıyla işletmeye başladı.
4. Bazı stratejik ürünlerin ihracatında Rus Rublesi talep edilmeye başladı. Rusya ve Çin aralarında yapacakları ticarette dolar yerine kendi paralarını kullanma kararı aldı.
5. Asgari ücreti 2000 dolara çıkarma kararı aldı.
6. Maaşlara büyük oranlarda zamlar yapıldı. 2007 Eylül ayından 2008 Eylül ayına kadar olan dönemde Rusya’da ortalama maaş artışı yüzde 29.4 oldu.
7. Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
8. Enerji, iletişim, savunma ile alakalı 42 sektörü stratejik ilan etti, yabancılara özelleştirilmesinin önünü kapattı.

Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı İgor Şuvalov, ABD’de kasım ayında gerçekleştirilen G20 zirvesinden bir ay önce, “Dünyadaki mevcut uluslararası mali sistem bugün yaşadığımız koşullarla örtüşmüyor. Rusya Federasyonu, bu konuyu yıllardır gündeme getiriyor” dedi. Şuvalov, Rusya’nın kabul ettiği 2020 yılına kadar olan süreyi içeren bir ekonomik programı olduğunu ifade etti.

ABD: Çabuk harcayacakların cebine para koydu
ABD (eski) Başkanı Bush, “çabuk harcayacakların cebine para koyma” amaçlı, yani tüketimi teşvik edici 168 milyar dolarlık bir ekonomi paketi devreye koydu (Ocak 2008). CNN televizyonuna demeç veren Bush, “piyasa ekonomisi sistemini kurtarabilmek için piyasa ekonomisinin kurallarını bir kenara bıraktım” dedi. Böyle bir şey yapmaktan ötürü “üzgün” olduğunu da itiraf eden Bush, “ekonominin çökmemesi için bu yola başvurduğunu” anlattı. (17.12.2008)
ABD Senatosu, mali kurtarmalar için ayrılan fonların harcanmayan 350 milyar dolarını serbest bıraktı. Bu paranın bir kısmı tüketimi teşvik, küçük işletmeler ve belediyelere kredi için kullanılacak. 50-100 milyarlık bölümü de el konulan ipotek altındaki ev sayısını azaltmak için değerlendirilecek (16.01.2009).
Obama’nın 825 milyar dolarlık tarihi boyuttaki paketinde 275 milyar dolara varan tüketimi teşvik amaçlı vergi indirimi ve muafiyetleri var. Paketin içinden 90 milyar dolar eyaletlerin sağlık harcamalarına 80 milyar dolar eğitime 43 milyar dolar da ulaşıma gidecek. (16.01.2009)
Obama’nın kurtarma planında yıllık geliri 200 bin doların altındakilere vergi indirimi yapılması, işe ek adam alan şirketlere de vergi kolaylıkları öngörülüyor. Çoğu işçi için 500, çiftler içinde bin dolarlık vergi indirimi öngören planda işletmeler için de 100 milyar dolarlık vergi indirimi planlandığı belirtiliyor. (07.01.2009)

VATİKAN: Ev hanımlarına maaş verilmesini önerdi
Vatikan, İtalyan hükümetine başvurarak ev kadınlarına maaş bağlanmasını önerdi. Bu öneri Eşit Fırsatlar Bakanı Mara Carfagna tarafından olumlu karşılandı. Papalığa bağlı Aile Konseyi Başkanı Kardinal Ennio Antonelli, evkadınlarının çocuk yetiştirip, bakıma muhtaç yaşlılara baktıklarını, eşlerine destek olduklarını hatırlatarak, “Ev kadınına maaş bağlamak bir görevdir, çünkü devletin yapması gerektiği atılımları ve yardımları tek başlarına yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun için mali dengeleri sağlama yolu ile kendilerine maaş bağlanmasını öneriyoruz” dedi.

BREZİLYA: IMF ile bağlarını kopardı
Brezilya, 2005 MEM kongresinden bir ay sonra MEM’in çözümlerinden istifade ederek IMF ile bağlarını tamamen kopardı, milli politikalara ağırlık verdi ve neticesinde cari fazla veren, AB ve ABD’ye zerre kadar bağımlılığı kalmayan, istihdam problemini çözen bir ülke oldu.

VENEZUELA: Ekonomisini millileştirdi
Venezuela, Bakü’deki MEM kongresinden sonra Milli Ekonomi Modeli eserini talep etti. Venezuela o gün bugündür ekonomisini millileştirmeye çalışıyor.

ÇİN: İç talebi canlandırıyor
Çin hükümeti, iç talebi canlandırmaya yönelik 586 milyar dolarlık (4 trilyon yuan) teşvik paketi açıkladı. Başbakanlığın resmi internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Çin’in, etkin bir mali politikayı benimseyeceği, 17,5 milyar dolarlık (120 milyar yuan) vergi yardımları sunulacağı ifade edildi. (10.11.2009)

ALMANYA: Herkesin cebine 500 Euro konulanacak
Almanya’da Merkel hükümetinde koalisyonun ortağı olan Sosyal Demokrat Parti SPD, krizden kurtulmanın tek yolunun herkesin cebine 500 euro para koymak olduğu görüşünü ortaya attı. SPD Genel Başkan yardımcısı Andrea Nahles, alışveriş yapmak şartıyla yetişkin olan her Alman vatandaşının cebine 500 euro para konulmasını önerdi. (04.12.2008)
Almanya’da koalisyon hükümetinin ortakları ekonomiye 50 milyar euro’luk kaynak ayıracak ikinci ekonomik paket üzerinde anlaşmaya vardı. 1 Temmuz’da sigorta primleriyle vergilerde indirim yapılacak, emekli maaşları da artırılacak. Bu paketle iki çocuklu bir ailenin yılda 400-500 euro avantaj elde edeceği açıklandı. (14.01.2009)

AVUSTRALYA: Düşük ve orta gelirlilere nakit verilecek
Avustralya hükümeti, küresel krizden korunmak için 26 milyar dolarlık (42 milyar Avustralya doları) teşvik paketi hazırlıyor. Paketin, 28,8 milyar Avustralya dolarlık kısmının altyapı yatırımları, okullar ve konutlar için kullanılacağı, 12,7 milyar Avustralya dolarının ise düşük ve orta gelirlilere Mart ayında ödenecek nakitten oluştuğu belirtildi (04.02.2009)

İNGİLTERE: Her bir işsiz için 2 bin 500 sterlin…
Başbakan Gordon Brown’un açıkladığı plana göre, her bir işsizin eğitimi ve yeniden iş sahibi yapılması için işverene 2 bin 500 sterlin ödenecek. İngiltere 754 milyon dolar harcayacak. İşsiz sayısının 3 milyona ulaşması beklenen İngiltere’de hükümet bu planla 500 bin kişiye yeni iş yaratmayı hedefliyor. Diğer yandan Küçük İşletmeler Federasyonu ek 400 bin kişilik istihdam yaratılması için ek bir plan yürürlüğe sokmaya hazırlanıyor. Buna göre indirilmiş vergi oranları gibi uygulamalar gündeme gelecek. (14.01.2009)

ŞİLİ: Yoksul çucuklara, düşük maaşlılara destek…
Şili, küresel ekonomik krizle savaşabilmek için 4 milyar dolarlık teşvik planı açıkladı. Paket, yoksul çocuklara ve düşük maaşlılara yardım yapılması, okulların ve kliniklerin onarılması gibi uygulamaları da içeriyor. Paket, bir defaya mahsus olmak üzere 18 yaşının altındaki yoksul çocuklara 63 dolar yardım yapılmasını öngörüyor. Ödemelerin, okulların eğitime başladığı mart ayında yapılması planlanıyor. Bu arada, 18 ile 24 yaş arasındaki düşük ücretlilere de maaşlarının yüzde 10’u oranında yardım yapılması öngörülüyor. (13.01.2009)

İTALYA: Mağdurlara vergi indirimi…
İtalya 80 milyar Euro harcayarak, daha fakir ailelere ve mortgage mağdurlarına vergi indirimleri sağlayacak. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 80 milyar Euro’luk kurtarma paketini açıklarken İtalyanları harcamaya davet etti. (30 Kasım 2008)

JAPONYA: Tüketimin artması için bütçe…
Japonya 2. teşvik paketini de onayladı. 54 milyar dolarlık ekstra bütçe, Başbakan Taro Aso’nun partisi ile muhalefet bloku arasında saatler süren kavgadan sonra onaylandı.  Paket, küçük işletmeler için kredi olanaklarını genişletmeyi ve 22.3 milyar doları ise tüketici harcamalarını artırmak için vergi verenlere nakit ödeme yapılmasını içeriyor. Bu paketle, ev sahipleri için vergi kesintilerinin finanse edilmesine yardımcı olmak, küçük iş yerlerine kredi vermek ve işten çıkarılanlara yardım etmek amaçlanıyor. (29.01.2009)

GÜNEY KORE: Paketin dörtte biri talebi canlandırmak için
Güney Kore hükümeti ekonomiyi canlandırmak için piyasalara yaklaşık 11 milyar dolar pompalayacağını açıkladı. Paranın hemen hemen dörtte üçü büyük kamu projelerinde kullanılacak. Kalan dörtte biri ise tüketicileri yeniden alış verişe ısındırmak için vergi indirimi olarak düşünülüyor. (03.11.2008)

PORTEKİZ: Kurumlarını millileştiriyor
Portekiz Maliye Bakanı Fernando Teixeira dos Santos, Portekiz bankası Banco Portugues de Negocios’un (BPN) iflasa çok yaklaşması nedeniyle bankanın millileştirileceğini açıkladı. (03.11.2008)

Güney Kıbrıs Rum Kesimi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ekonominin güçlenmesi amacıyla alınan yeni önlemleri açıkladı. Hristofyas, Rum hükümetinin göçmenler için yeni evler, yeni okullar ve sosyal yardımla ilgili yeni binalar inşaa edilmesi yönünde karar aldığını duyurdu. Hristofyas, yerel turizmi güçlendirmeye ilişkin bir planı ve inşaat sektörü için düşük ve orta gelirli çiftler için yeni bir kredi planını uygulamaya karar verdiğini kaydetti. (04.02.2009)

MACARİSTAN: Taksit ödeyemeyenlere yardım yapacak
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, krizin yaşanmaması için hükümetlerinin var gücüyle çalıştığını, dövizle ev kredisi alan ve taksitleri yükselen vatandaşlara da yardımda bulunacaklarını açıkladı.  (06.02.2009)X
“Modelin sahibinden bahsetmiyorlar”
Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Xosrov Kerimov, dünya ekonomi yönetimleri üzerinde ciddi etkileri olan birçok bilim adamının Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nden alıntı yaptığını ama modelin isminden ve sahibinden bahsetmediklerini belirtti. Prof. Dr. Kerimov açıklamasında şunları söyledi:
“İktisat konusunda son yazılan eserleri incelediğimde yazarların Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinden etkilendiklerini görüyorum. Mesela Bogomolov ve onunla beraber Rusya’nın iki görkemli âlimi, Buzgalin ve Kavganov ve yahut da Nobel ödüllü Stiglitz’in fikirleri var. Tüm bu fikirlerde Haydar Baş’ın tezlerine yakınlaşmaya başladıklarını görüyoruz. Bütün bu gerçekler, Haydar Baş’ın fikirlerinin hayati fikirler olduğunu ve yaşayan fikirler olduğunu bize haber vermektedir. Geleceği olan fikirlerdir. Ama beni üzen bir mesele var. Hocamızın fikirlerinden istifade ediyorlar ama onun adını dile getirmiyorlar. Prof. Dr. Haydar Baş’ın adını anlamalarına egoizmleri engel oluyor. Ama eminim ki bu uzun sürmeyecek ve hepsi itiraf edeceklerdir”  M.Çabas–GENÇTÜRK..